Allah'ı Sevmek..

Evvela, bir mümin iman şuuruyla Allah’ı her şeyden daha çok sever. Bu sevginin ölçüsü Allah’ın emir ve yasaklarına hakkıyla riayet etmektir. “Öyle insanlar vardır ki, Allah’tan başkasını Allah’a denk tutar, tıpkı Allah’ı severcesine onları severler. Müminlerin Allah’a olan sevgileri ise her şeyden daha ileri ve daha kuvvetlidir. Böyle yaparak kendilerine zulmedenler, azabı gördükleri zaman anlayacakları gibi, bütün kuvvet ve kudretin yalnız Allah’a ait olup, Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu, keşke şimdiden bilselerdi!" (Bakara, 2/165) mealindeki ayette, müminlerin Allah’a olan güçlü sevgilerine işaret edilmiştir. Ancak bu sevgi, insanların imanlarının gücüne ve Allah’ı tanımalarına paralel gelişecektir. Önemli olan Allah sevgisini esas yapmaktır. Bu takdirde Allah’ın sevgisine aykırı olmayan bütün sevgiler Allah adına olur. Peygamber Efendimiz (asm) de , Allah’ı ve Resûlünü her şeyden daha fazla sevmenin bize “imanın tadına varmayı sağlayacağını” müjdelemiştir. (Buhârî, Îmân 9; Müslim, Îmân 67) Bu konuda, Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadeleri bizim için güzel bir ölçüdür: “Bir insan en evvel muhabbetini Allah'a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla Allah'ın sevdiği her şeyi sever ve mahlukata taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini tenkis değil, tezyid eder (noksanlaştırmaz, arttırır)” (Mesnevi-i Nuriye, Katre, Hatime) Allah’tan daha çok sevdiğimiz malımızı, eşyamızı, çocuklarımızı, Allah’ın bizden alması diye bir kural yoktur. Ancak, Allah’ın çok sevdiği bazı kullarının başka sebeplere kapılıp da Allah’a olan irtibatlarını zayıflatmamaları için, onlar ile o sebepler arasını bir şekilde ayıracak bazı formülleri uygulamaya koyabilir. Fakat bu bir kural değildir, herkes için mutlaka olacak bir yargı değildir. Mevlana’nın sözlerini, ifade ettiğimiz müstesna ve de mümtaz kimselere yönelik kabul etmek gerekir diye düşünüyoruz. Yani Mevlana Hazretleri, kendi zaviyesinden meseleyi düşünmüş ve belki de gördüğü vukuatlarla da tecrübe ettiği bir halini genel bir kural şeklinde ifade etmiştir. Zaten realiteler, bu kuralın genel bir prensip olmadığını göstermektedir. Selam ve dua ile...
Bu makale 2017-06-29 21:16:19 eklenmiş ve 139 kez görüntülenmiştir.
Mustafa Çiçekli

Evvela, bir mümin iman şuuruyla Allah’ı her şeyden daha çok sever. Bu sevginin ölçüsü Allah’ın emir ve yasaklarına hakkıyla riayet etmektir.

“Öyle insanlar vardır ki, Allah’tan başkasını Allah’a denk tutar, tıpkı Allah’ı severcesine onları severler. Müminlerin Allah’a olan sevgileri ise her şeyden daha ileri ve daha kuvvetlidir. Böyle yaparak kendilerine zulmedenler, azabı gördükleri zaman anlayacakları gibi, bütün kuvvet ve kudretin yalnız Allah’a ait olup, Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu, keşke şimdiden bilselerdi!" (Bakara, 2/165)

mealindeki ayette, müminlerin Allah’a olan güçlü sevgilerine işaret edilmiştir.

Ancak bu sevgi, insanların imanlarının gücüne ve Allah’ı tanımalarına paralel gelişecektir. Önemli olan Allah sevgisini esas yapmaktır. Bu takdirde Allah’ın sevgisine aykırı olmayan bütün sevgiler Allah adına olur.

Peygamber Efendimiz (asm) de , Allah’ı ve Resûlünü her şeyden daha fazla sevmenin bize “imanın tadına varmayı sağlayacağını” müjdelemiştir. (Buhârî, Îmân 9; Müslim, Îmân 67)

Bu konuda, Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadeleri bizim için güzel bir ölçüdür:

“Bir insan en evvel muhabbetini Allah'a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla Allah'ın sevdiği her şeyi sever ve mahlukata taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini tenkis değil, tezyid eder (noksanlaştırmaz, arttırır)” (Mesnevi-i Nuriye, Katre, Hatime)

Allah’tan daha çok sevdiğimiz malımızı, eşyamızı, çocuklarımızı, Allah’ın bizden alması diye bir kural yoktur. Ancak, Allah’ın çok sevdiği bazı kullarının başka sebeplere kapılıp da Allah’a olan irtibatlarını zayıflatmamaları için, onlar ile o sebepler arasını bir şekilde ayıracak bazı formülleri uygulamaya koyabilir. Fakat bu bir kural değildir, herkes için mutlaka olacak bir yargı değildir.

Mevlana’nın sözlerini, ifade ettiğimiz müstesna ve de mümtaz kimselere yönelik kabul etmek gerekir diye düşünüyoruz. Yani Mevlana Hazretleri, kendi zaviyesinden meseleyi düşünmüş ve belki de gördüğü vukuatlarla da tecrübe ettiği bir halini genel bir kural şeklinde ifade etmiştir.

Zaten realiteler, bu kuralın genel bir prensip olmadığını göstermektedir.

Selam ve dua ile...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...

Yazarlar

E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket
Referandumun durumu ne olacak? Yada neler yapilacak? Sizce nasıl olacak?
HAYIR
evet
son durumu ne olacak
© Copyright 2018 VİRANŞEHİR GUNCEL,Viransehir,viransehir haber,vira. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
HABERSAL.NET İHA ABONESİDİR.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi

Viransehirguncel
Haber Sitenizi Kurun İletisim : ToprakMedia.CoM By Desing ALpeR